Yazı Detayı
24 Aralık 2017 - Pazar 19:57
 
“Savurgan” Kardeşlerin Dönüşü
Rashid MUSTAFAZADEH
rashidmustafazadeh@gmail.com
 
 

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir... Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kayabilir...  Dünya yeni bir dengeye evrilebilir...

 

İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.  Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır! Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.

 

Atatürk bunları söylerken  popülizme  asla yer vermedi. O, yakın gelecekte beklenen ve kaçınılmaz olan gerçeği çağdaşlarına ve gelecek kuşaklara aktarmak istedi. (Baş edebildi mi? Bu ayrı bir konu...)

 

Türkiye’de eğitim hayatımda Özbeklerin diğer Türkçe konuşan milletlerden çok daha az olduğu sonucuna vardım. Bunun gerçek nedenlerini öğrendiğimdeyse çok üzüldüm. O anda Orta Çağ tarih kitaplarında, Türk dünyasının ortak trajedileri, katliamı, vb. gibi takdim olunan Çaldıran savaşı, Ankara'daki savaş gibi sayfaları hafızamda canlandı.

 

Aslında, Özbekistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler çok olumlu şekilde başladı. Özbekistan'ın bağımsızlığını 1991 yılında tanıyan ilk devlet Türkiye'dir. Bu olaydan kısa süre sonra Orta Asya liderleri arasında Ankara'ya  ilk giden Kerimov, "Benim ülkem Türkiye yolunda ilerleyecek" demişti. 

 

Kerimov Türkiye’ye ziyareti zamanı kardeş ülkeye olan sevgisini şu cümlelerde ifade ediyordu: “Eğer Türkiye bize destek olursa, Özbekleri bundan sonra kimse boyunduruk altına alamaz... Atatürk İlkeleri, bizim Özbekistan’da yapmak istediklerimizle paraleldir. Ben Atatürk’e hayranım ve O’nun Türkiye’de başardıklarını Orta Asya halklarının da başaracağını ümit ediyorum. Ben, Türk halklarının birliği düşüncesini savunuyorum. Bu birlik mutlaka gerçekleşmelidir. Politik bir birlikten ziyade, ekonomik bir birlik kurulabilir. Bunun adına Türk Ortak Pazar’ı da diyebilirsiniz.”

 

Bu cümleleri ilk duyduğumuzda iki ülke arasında güçlü işbirliği ve kardeşliğin sürdüğü ve bunun hiçbir zaman yıpranmayacağını düşünebiliriz.

 

Bir kaç ay sonra Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, ve bir yıl sonra da Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Özbekistan’a gitti. Sovyetler Birliği’nden yeni ayrılmış ve rus kültürü, sovyet politikasının etkisi altında bulunan bir ülke hızlı şekilde dini bir, dili bir kardeşi ile yakınlaşma dönemine girdi.

 

Kısa zaman içerisinde iki ülke arasında, ekonomi, kültür, eğitim, bilim, sağlık, spor, turizm, haberleşme ve ulaşım gibi bir çok alanda anlaşmalar imzalandı. Özbekistanlı öğrenciler daha kaliteli eğitim almak için Türkiye yolunu tuttu. Türk-Özbek İş Konseyi’nin kurulması sonucunda Türkiye’den çok sayıda iş adamı Özbekistan’da ciddi yatırımlar yaptı. Ve bu sadece bir başlangıçtı...

 

Ama olmadı...

 

1993’ten itibaren rüzgâr tersine dönmeye başladı... Adım adım kurulan işbirliği, 70 senelik hasretin sonunda kardeşlerin kavuşmasına rağmen bir kişinin yüzünden bu ilişkiler bozulmaya başladı.

 

Özbekistan’ın muhalif lideri Muhammed Salih, 1991’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmuş, resmi açıklamalara göre 13 oy almış ve seçimlerden sonra hem bizzat kendisi, hem partisi baskılara maruz kalmıştı. Gözaltına alınan Salih 1993'te Türkiye'ye sığınmayı tercih ediyor. Türkiye Salih'i kabul ediyor ve Özbekistan devletinin taleplerine rağmen teslim etmiyordu.

 

Kerimov bunu kendisine karşı bir ihanet olarak değerlendiriyordu. Özbekistan iktidarı Türkiye'nin Komunist lider Kerimovu değil, Pantürkçü Salih'e destek verdiğini düşünüyordu. 1999 yılında Kerimova karşı suikast düzenleniyordu. Suikastçılardan biri Türkiye vatandaşı. Bu olaydan sonra son umutta yerini kaybediyordu...

 

Yazımın başında söz ettiğim gibi, Türkiye'de Özbek öğrencilerinin diğerlerine rağmen sayısı çok az. Bu dengesizliğin temeli 1999 yılında Kerimov tarafından koyulmuş oldu. Çünkü tüm bu olaylardan sonra Özbek öğrencileri geri çağırıldı.

 

2005'te Özbekistan’da gerçekleşen ‘Andican Katliamı’nda’ Türkiye’nin BM’de İslam Kerimov'a karşı rapora imza atması, zaten bozulan ilişkileri biraz daha geriyordu. Türk işadamları baskılara dayanamıyor ve Özbekistan'ı terk ediyordu. Ve daha neler neler...

 

Sanki iki devletin işbirliğini birileri istemiyordu. İki büyük geçmişi olan ve gerçekten potansiyele sahip ülkelerin bir araya gelmesi bazı güçler için asıl tehlikeydi.

 

Kerimov döneminde günden güne daha da kötüleşen ilişkiler onun vefatından sonra yepyeni bir şekil almaya başladı.

 

Burada esas aktör Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

 

Erdoğan, 2016 yılında Özbekistan seferi kapsamında İmam Buhar-i türbesi'nin içinde bulunan camide cuma  namazını kıldı, Özbekistan için büyük öneme sahip, Timur  İmparatorluğu'nun kurucusu Timur'un mezarını da ziyaret etti. Evet o Timur ki, yüzyıllar önce Osmanlı sultanı Beyazit’e karşı kardeş savaşında kazanan olmuştu. Erdoğan, 'Yeni kardeş savaşını önlemeye çalışıyordu.'

 

"Yeni dönemde, ilişkilerimizi her alanda geliştirmek için  çalışmalıyız." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Görüşmede, bir yol  haritası çizdik. Bu belgeye Özbek tarafının değerli katkı ve önerilerini  bekliyoruz. Belgede yer alacak hususların hızla hayata geçirileceği suretiyle  kaybettiğimiz zamanı inşallah kısa zamanda telafi edeceğiz."

 

Kaybettiğimiz zamanı, seneleri, yüzyılları telafi etmenin zamanı geldi....

 

O, 13 senelik "molaya" son vererek Özbekistan’a gitti. Kendisininde tabirince dersek yeni bir sayfa açmak için... Ve bu sadece bir sayfa değil, iki ülke işbirliğine yönelik hava ve su kadar önemli bir kapıdır... Bu kapıyı yine Türkiye açtı, yıkıcı değil, yapıcı olmaya çalıştı. Erdoğan'ın diktiği ağaç bir yıl sonra meyvelerini vermeye başlamıştı. 

 

Yıl 2017... 20 yıl sonra bir ilk!

 

Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, Ankara'ya geldi. Baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından iki ülke arasında havacılık, ulaştırma, yatırımların geliştirilmesi, diplomasi, eğitim, askeri, sağlık, kültür, ticaret, bankacılık alanlarında 26 anlaşma imzalandı.

 

'Savurgan' kardeşlerin hasretini ise Mirziyoyev akanın dile getirdiği bu kelimeler daha net anlatıyordu: "Bu 20 senelik arada birbirimizi ne kadar özlediğimiz gözlerimizden anlaşılıyor."

 

Rashid MUSTAFAZADEH

 

Azerbaycan

 

 

 

 
Etiketler: “Savurgan”, Kardeşlerin, Dönüşü, ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı