Yazı Detayı
26 Haziran 2017 - Pazartesi 12:05
 
HAK VE DUA
Enes ÇAKIR
Cakirenes@hotmail.com
 
 

 

     Zamanın birinde, adil bir kral varmış, halkı da huzur içinde yaşar gidermiş. Gün gelmiş, kral ölmüş, Ama yerine gelen kral eskisi gibi adaletli değilmiş. Aklı başında bir veziri, kendisini uyararak demiş ki: “Efendim, siz halka zulüm ediyorsunuz ama bu halkın duası da bedduası da makbuldür; tacınızdan-tahtınızdan olursunuz. “Kral kurnazlık düşünerek, hemen bir kararname ile herkesin hazineye bir yumurta getirmesini emretmiş. Yumurtalar getirilmiş, hazineye teslim edilmiş. Daha sonraki bir gün, yumurtaların halk tarafından geri alınmasını emretmiş, yumurtalar dağıtılmış. O günden sonra Kral, zulmünü arttırarak devam ettirmiş. Halk ne kadar beddua ettiyse de, Kral’a hiçbir şey olmamış, halkın ahı tutmamış. Zulümden iyice bunalanlar bir çare düşünmeye başlamış. O dönemde yaşayan alim bir zâta danışmaya karar vererek, başlarına gelen hadiseyi anlatmışlar. Durumu değerlendiren alim, “son zamanlarda Kral’ın, size garip gelen herhangi bir uygulaması oldu mu?” diye sorması üzerine, içlerinden biri yumurta hadisesini anlatmış. Alim zât gülümseyerek “kiminizin yumurtası büyük, kiminizinki ise küçük; bazıları taze, bazıları bayat yumurta getirdi, geri alırken, seçme şansı olmadığı için, herkes farklı yumurta götürdü. Böylelikle birbirinize hakkınız geçmiş. Helalleşin” demiş. Helalleşmelerinin sonucunda duaları kabul olmuş ve Kral gücünü kaybederek helak olup gitmiş.

 

     Mübarek Ramazan Ayını idrak etmemiz hasebi ve bugünlerde edilen duaların makbul olduğu inancı ile gece gündüz dua ediyoruz. Hatta televizyonlarda, iftar ve sahur programları toplu dua seansları ile bitiyor. Bizler de izleyip amin diyoruz. Dünyada akan kanın durması, özellikle Müslüman toplumların zilletten kurtulması, hak ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulması, bunların yanında şahsi hayatımızdaki olumsuzlukların yok olması için Rabbimize yalvarıyor yakarıyoruz. On yıllardır bu olumsuzluklar devam ettiği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda gerek uzun vadede gerekse kısa vadede, niyazlarımızın gerçekleşmediği görülüyor. Tabi Sünnetullah gereği biz dua etmeye devam edeceğiz. Fakat inancımızın gereği, “takdir“ deyip hiçbir şey yapmamak, eli, kolu, dili bağlı olmak da olmaz. Allah’tan ümit kesilmez. Fiili ve kavli duaya devam etmeliyiz. Ancak dualarımız çok da makbul olmuyor sanki. Acaba biz de birbirimizin hakkını yiyoruz muyuz? Yukarıdaki kıssadan yola çıkarak, dikkatli analiz yaparsak, bütün toplum birbirinin hakkına giriyor. Mesala en son KOSGEB’in, KOBİlere verdiği faizsiz kredi desteği, bankalar aracılığıyla dağıtıldı. Bankalar kar amaçlı kurumlar olduğundan krediyi bedavaya vermiyorlar tabi. Faiz masrafını devletten tahsil ediyorlar. Yani KOBİ faiz ödemiyor, o’nun yerine faizini devlet veriyor. Devletimiz bu parayı da, gerçek ve tüzel kişilerden topladığı vergi veya harçlardan ödüyor. Böylelikle esnafın faizini bu işlerle hiç alakası olmayan insanlar da ödemiş oluyor. Başka bir uygulamada ise, zorunlu tasarruf adı altında, bütün çalışanlardan toplanan paralar amacı dışında kullanılarak, farklı işlerde kullanılıyır. Bu uygulama sonucunda ise, Anadolu’nun ücra köşesindeki bir çalışanın tasarruf ettiği para ile hayatında hiç ama hiç geçmeyeceği bir köprünün, üzerinden az araç geçmesinden doğan taahhüdü ödüyor. Başka başka bir çok örneklerde görebileceğimiz gibi, istemeden, farkında olmadan, birbirimizin hakkına tecavüz etmiş oluyoruz. Toplumca birbirimizle helalleşmemiz gerekmiyor mu? Diyelim ki helalleştik. Bu sistem devam ettiği müddetçe yeni haklar doğmayacak mı?

 
Etiketler: HAK, VE, DUA,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı