Yazı Detayı
19 Haziran 2018 - Salı 14:32
 
25 Haziran; Demokratik Anayasal Statükonun Devamı
Adem Kaş
5n1ktvcom@gmail.com
 
 

Her seçim dönemi olduğu gibi,  24 Haziran erken seçim kararı alınıp yeni bir seçim dönemine girdiğimizden beri bu Seçim döneminde de hayat, ekonomisiyle, politikasıyla, eğlence piyasasıyla kısacası her şeyiyle durma noktasına geldi ve tamamen seçim sonuçlarına odaklandı. Yani bir belirsizlik dönemi daha yaşıyoruz. Dönemsel olarak,  yani dar açıdan baktığımızda belirsiz bir dönem ancak tarihsel olarak baktığımızda sonuç çok net; 25 Haziran günü de demokratik anayasal statüko kaldığı yerden devam edecek. Neden mi?

 

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti,  Kemalist devrimin -kendi ifadeleriyle- çağdaşlığın gereği,  demokratikleşmek için attığı en büyük adam olan, adından da anlaşılacağı üzere Demokrat Parti’nin seçime girdiği 1946’dan bu yana tam 54 kere en iyisini(!) seçmek için Sandığa gitti. Yani Türkiye halkı geçen 72 yılda tam 54 kere daha iyisini seçme şansını denedi. Daha da denemeye devam edeceği neredeyse kesin gibi. Kuşkusuz bu 72 yılda Türkiye halkı çok tecrübe yaşadı. Ancak bu tecrübeden ders almadığı da 54 defa denenmiş bir yöntemi 55’inci defa denemek için 24 Haziran günü kullanacağı “oy” ile bir daha gösterecek. Burada ellerindeki tek imkanı,  tek gücü “oy” olan seçmen halka suç atmak insafsızca olur. Zira rekabetçi kapitalist bir sistemde geleceğin için ve sosyal refahın için düşünmek, biraz lükse  kaçar. Ancak sistemin kendisinin ve seçilenlerde suç aramak bile hata olur. Çünkü 54 defa denenmiş ve doğruluğu/güzelliği kanıtlanmamış üstüne yanlışlığına/kötülüğüne defalarca kez şahit olmuş bir sistem zaten suçludur

.

Kabul etmemiz gerekir ki her insanın bir düşünme biçimi inandığı bir ideolojisi vardır ve imkanı nispetince düşüncesini uygulamaya, yaymaya çabalar. Doğal olarak da karşıt düşüncelerle fikirsel ya da fiziksel çatışmaya girer. İşte bundandır ki tarihte, insanlar daha iyi bir yönetim için düşünme/kafa yorma zahmetine girip sayısızca fikir ortaya atmışlardır. Tüm bu fikirlerin temelinde yatan gerçeklik ise insanoğluna duyulan güvensizlikten dolayı tabii olarak kendini güvene alma ve daha iyi bir hayat yaşama duygusundan başka bir şey değildir. Yasalar yoluyla ortak kuvvet olan “Devlet” organına verilen yetkiyi devlet adına iktidarlar,  halkın güvenliğini sağlamak ve refah bir hayat sunmak için kullanırlar. Demokratik toplumlardaki iktidarlar da devleti yönetme yetkisini kazanabilmek için halkın oyuna ihtiyaç duyarlar.

 

Teoride yaklaşık 100 yıldır pratikte ise 72 yıldır yürüdüğümüz bu demokratik anayasal yolda nice iktidarlar gelip geçti. Türkiye Cumhuriyeti’ni, ileriye götürenler de oldu geriye götürenler de oldu önce ileriye sonraya sonra geriye götüren iktidarlara da şahit oldu bu halk. Ancak değişmeyen bir şey vardı; iktidara gelen her siyasi fikrin kendi statüsünü kurma gayreti hiçbir zaman değişmedi. İktidara gelen siyasi partiler, statükolarını kozmopolit bir ülke olan Türkiye’nin vatandaşlarının temel hak ve hüviyetlerinin garantisi olan anayasa eliyle kurmaya çalıştı, çalışıyor.

 

Türkiye halkı, çok farklı görüşlerin hatta zıt görüşlerin bir arada yaşadığı bir halk olduğu için çok büyük umutlarla iktidara getirdikleri siyasi partilerin aynı seviyedeki hatta daha şiddetli seviyelerdeki düşmanlıklar ile iktidardan indirdi. Ancak bu 72 yıllık demokratik yolculuk Türkiye Cumhuriyeti’ne bir şeyler katmadığı gibi Türkiye halkına da sadece kötü tecrübeler bıraktı. Kanaatimiz odur ki bu kötü tecrübelerdeki en büyük pay sistemin kendisindendir. Zira Sistem kendi verdiği kimliği zırt pırt geri istemekte. Sebebi de şudur ki; temel mantığında insanların can ve mal güvenliğinin ve vatandaşların temel hak ve hüviyetlerini esas alan düzenlemelerin, yani insanoğluna duyulan güvensizlikten dolayı insanları yasalar yoluyla dizginlemenin,  yine kendileri gibi hasletlere sahip olan başkaca insanlar eliyle yapılmasıdır. Yani Asıl sorun insanın insana teslim edilmesi hatasıdır. Çünkü İnsanlık tarihi hele hele Siyasi Tarih “İnsan insanın kurdudur” çıkarımını haklı çıkartmış bulunmakta. Aynı şekilde Millet iradesi denilen seçimlerle işbaşına gelen iktidarlara yapılan askeri darbeler de aslında bir millet iradesinden ve demokratik güzellemelerden bahsedilmeyi olanaksızlaştırmakta  yeterlidir.

 

Tüm bu çerçevede 24 Haziran seçimlerini ele alırsak, 16 yıllık AK Parti iktidarının geldiği bu noktada Türkiye halkının tamamen ikiye bölündüğünü görebiliriz. Görüş farklılıklarından doğan yorum farklılıklarını bir kenara bırakırsak bu 72 yıllık demokrasi yolculuğunda AK Parti iktidarı(2002-2011) kadar kucaklayıcı ve refah Seviyeyi yükselten bir siyasi parti iş başına gelmemiştir. AK Parti iktidarının ekonomik kalkınmayı nasıl yaptığı farklı yorumlansa da bir ekonomik kalkınmanın olduğu gerçeği,  göreceliliğe kurban verilemeyecek kadar açıktır. Zaten ondandır ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde seçimle en fazla iş başına gelmiş iktidar olma unvanını elinde tutuyor. Ancak gelinen bu son zamanlarda(2011-2018) AK Parti politikasındaki radikallik gösteriyor ki AK Parti de tüm bu güzelliklerini, statükosunu kurmaya çalışarak gölgelemiştir.  Pek tabii olarak AK Parti de bu statükosunu yine anayasal değişikliklerle kurmaya çalışmaktadır. İşte bundandır ki 24 Haziran seçimine giderken muhalefet partilerinin veya liderlerinin iktidar partisi AK Parti’nin usulsüzlüklerini göstererek demokrasi adına umut olma çabaları, aklı selim bir insan için kayda değer değildir. Zira her biri işe anayasal değişikliklerle başlayacağını zaten söylemektedir. Ve geride bıraktığımız tecrübe, kazansalar onların da akıbetinin malum olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Tabii bu netlik aklı başında olan insanlar için geçerli,  ideolojik saplantıda olanlara hayat her zaman Flu. Selametle.

 
Etiketler: 25, Haziran;, Demokratik, Anayasal, Statükonun, Devamı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı